11 Şubat 2012 Cumartesi


"Başbakanın Günlüğü" İnternete Düştü!!! 

 Atalay Girgin'in "Kemeutopyalılar roman dizisi"nin üçüncü kitabı olan "Başbakanın Günlüğü" adlı romanında, fablın ironik ve politik diline akıcı bir anlatı eşlik ediyor.

Romanın felsefi boyutu, salt etik ilişkiler ve etik problemlerle sınırlanamadığı gibi, toplumsal ve siyasal teşhirle de yan yana, hatta iç içe gidiyor. Bu haliyle karşımızda duran aynı zamanda siyasal bir roman...

Atalay Girgin, dizinin ilk iki romanında olduğu gibi, "Başbakanın Günlüğü"nde de düşsel ve düşünsel olarak yarattığı dünyada, tasarladığı kişiler ve olaylar üzerinden var olanı sorguluyor ve eleştirel bir boyutta okurun değerlendirmesine sunuyor.

Siyasal teşhirin çarpıcı bir biçimde öne çıktığı romanda, son seçimleri tüm rakiplerini hezimete uğratarak kazanan bir başbakanın, kamuoyuna ve çevresine karşı pervasızlaşırken, koruma duvarlarıyla sergilenen haşmete rağmen ne denli kişisel zaaflar içinde olduğunu, ne denli kırılgan ve hızla parçalanıp yıkılabilecek yapay bir dünyada yaşadığını fark ediyorsunuz.

Ancak bunu fark etmeyen ve küçük ya da büyük günlük çıkar hesapları peşinde koşanların ise kendi değerini ve değerlerini ayaklar altına alacak düşünce, söylem ve davranışlara savrulduğunu da…

Aziz Nesin’in “İt kağnının gölgesinde yürürmüş de gölgeye bakıp bakıp ne büyük gölgem var, diye övünürmüş” sözünü yankılarcasına, başbakana yakınlığına ve statülerinin büyüsüne kapılanların içler acısı halini de…  

Romanda öne çıkan kahramanlardan biri, elbette kitaba adını da veren, başbakan olurken, diğeri de bir savcı... Roman içinde hiç bir araya gelmeyen, birebir ya da yüz yüze herhangi bir ilişkileri olmayan bu iki kahramanı bağlayan ne? Yollarını kesiştiren ne?

Atalay Girgin'in kişi ve olaylarla işlediği ve sergilediği sorunlardan biri de şu: Sıfatlar mı kişileri değerli kılar yoksa kişiler mi sıfatları? Ya da kişilerin değerini belirleyen statüler midir yoksa statüleri değerli ya da değersiz kılan kişiler midir? Geçerli, toplumca önem verilmeyen bir statüye sahip herhangi bir kişi, statünün bu durumundan dolayı değersiz midir?

Başbakanın Günlüğü, hem anlatı üslubu hem de anlattığı ve sergilediği etik problemlerin yanı sıra siyasal ve toplumsal eleştiri, ironi ve sorgulamalarıyla ilgiyi hak eden ve var olanı sormaya, sorgulamaya yönelen her okurun ilgisini bekleyen bir roman...

 *http://atalaygirgin.blogspot.com  

30 Ocak 2012 Pazartesi

Başbakana Oy Verenler Açıklandı!


Başbakana Oy Verenler Açıklandı!

(Haber/Yorum) Uzun zamandır merak ediliyordu. Son seçimlerden Başbakan ve partisi bir kez daha tüm muhalefet partilerini hezimete uğratarak çıkmıştı.

Fistanıbol’da gerçekleştirdiği final mitinginde, danışmanları arasında da müritleri olduğu ileri sürülen, Mehdi ve Mesih’liği gayri resmi olarak bazı çevrelerde dillendirilen ama bazılarına göre de ayan beyan şizofren olduğu kabul edilen Mefûn-u Kahya’nın açık desteğini ve hayır dualarını alan Başbakan’a ve partisine kimlerin oy verdiği dair söylentiler dinmek bilmiyordu. Hakkında ileri sürülen onca yolsuzluk ve usulsüzlük dosyalarına, dokunulmazlığından dolayı mahkeme raflarında bekleyen davalara, çevirdiği dalaverelere rağmen partisinin aldığı oy oranı hâlâ tartışmalıydı.

Bir araya gelip konuşan, birbirlerinin oylarını merak eden seçmenler arasında oyunu başka bir partiye verdiğini söyleyenlerin oranı, oyunu Başbakan ve partisine verdiğini söyleyenlerden daha çoktu. Ne var ki resmi kurumlarca açıklanan sonucu değiştirmiyordu.

Başbakan da sonuçlardan o kadar emindi ki, daha resmi veriler bile açıklanmadan, seçim gecesi parti genel merkezinin terasına çıkıp, yüzünde sevincini dışavuran eğreti gülümsemesiyle, omuzlarına dökülen sarı saçlarını (peruk olduğunu çok az kişinin bildiği saçlarını), eliyle hafifçe sırtına doğru savurarak, muzaffer bir başkomutan edasıyla aşağıda kendisini bekleyen kalabalığı selamlamış ve ardı sıra o meşhur konuşmalarından birini yapmıştı. Şimdilerde akıbetinin ne olup olmayacağı tartışılan kuyruğunu havaya dikip keyifle bir sağa bir sola sallayarak… Diğer ‘meşhur’ konuşmaları gibi bu kez de söylediklerinin göstermelik olmaktan öte bir değeri yoktu. Ama ne gam…

Seçim kampanyası boyunca “edepsiz, şerefsiz, ahlâksız” dediği muhaliflerine, pişkin pişkin sırıtarak “Hadi barışalım! Sözün ve davaların hükmü nedir ki, ben unuttum gitti. Açtığım bütün davaları da yarın sabahtan tezi yok,  geri çekiyorum. Hadi hadi sulhleşelim!” diyerek eklemişti: Gördüğünüz gibi milletim beni seçti. Sizi değil! Önümü kestirmedi, aksine açtı! Milletimin iradesine karşı gelmek kimin haddine… Yarından tezi yok barışacağız. İşte elimi uzatıyorum: Gelin ve öpün. Yoksa milletimin verdiği iradenin hükmünü icra etmekten bir an bile geri durmam!

Uzattığı eli ne gelip öpen ve barışan olmuştu ne de kendisi tüm davalarını geri çekmişti. Seçim zaferi konuşmasının üzerinden bir tam gün bile geçmeden, kimsenin gelip gitmediğini görünce celallenmeye başlamıştı. Ağzından tükrükler saça saça, “Beni aziz milletim seçti. Nasıl olur? Hangi cüretle milletin seçtiği birinin uzattığı eli öpmezler? Hemen! Hemen haddini bildirelim bu densiz, edepsiz, ahlâksız, şerefsizlerin!” diyerek sövüp saymaya girişmişti. Parti dışındaki bazı yaşlı akıldanelerinin ısrarları sonucu, “Üç gün” demişti, “Bakın! Sizlerin hatırı için üç gün daha bekleyeceğim. Ondan sonra günlerini göstereceğim onlara!”

Ve dediğini de yapmıştı. Yüz milyon seçmenin yüzde elli dörtlük desteğini ardına almış olmanın verdiği cüretle iyice pervasızlaşmıştı. İşte o günden beri tartışma konusu olan ve merak edilen bu yüzde elli dördün kaynağıydı.

Sonunda bu oyların kaynağı açığa çıktı. Fistanıbol’un ünlü spor kulüplerinden Ambarsaray’ın, Ambarya dışından ithal para babası başkanı Hermal Quaytal, dilinin altına konulmuş baklayı, hangi nedenleyse, mikrofon ve kameraları karşısında bulduğu bir anda, pancar kırmızısına kesilmiş suratı, sıvazlayıp durduğu kırlaşmış kuyruğuyla oynarken, ansızın çıkarıverdi: Sayın Başbakanımıza verilmiş oyların elli üç milyonu Ambarsaraylılara aittir. Ambarsaraylılar Sayın Başbakanımızın en büyük destekçisidir. Her daim de öyle kalacaktır. Sayın Başbakanımızı iktidardan hiç düşürmeyecektir. Muhalefetin aldığı oyları gördünüz, diğer tüm takımların taraftarlarının toplamı bir Ambarsaray kadar bile yapmıyor. Kimin büyük kimlerin küçük olduğu bir kez daha açığa çıkmıştır: En büyük Sayın Başbakanımızdır! En büyük Ambarsaraylılardır!

Hermal Quaytal’ın bu beklenmedik açıklaması, yepyeni tartışmaların ve gelişmelerin fitilini de ateşleyiverdi. Ambarsaray çevresindeki, adını asla açıklamayacağımız bazı ileri gelenler ise “Hermal Quaytal’ın kendisi bile oy vermedi. Çünkü Ambarya’da değildi ve oy kullanmadı. Hermal’ın pişkin olduğunu, en küçük çıkar için her şeyi yapıp her sözü söyleyebileceğini bilirdik. Ama yine de bu kadarını beklemezdik.” demekten kendilerini alamadılar.

Ambarya Futbol Federasyonu ve Ambarya Futbol Kulüpleri Birliği çevrelerinden aldığımız bilgilere göre, diğer kulüp başkanlarının da çok yakında kameraların karşısına geçip taraftarlarının başbakana ve partisine oy verdiğine dair kutsal kitap üzerine el basıp kuyruk dolayarak yemin edeceklerdir. Hatta ortak yemin metninin Başbakanın yakın çevresindeki bir mabethana yüksek bir ücret karşılığı yazdırılmakta olduğu da ileri sürülmektedir.

Öte yandan Ambarsaray Başkanı Hermal’ın başlattığı bu süreç, etik değerlerin, etik tutarlığın varlığı yokluğu tartışmasını da beraberinde getirdi. Başbakanın kendisine karşı çıkan herkese “ahlâksız” demesine bağlı olarak, toplumsal bir varlık olarak herhangi bir kemenin, dolayısıyla Ambaryalı’nın ahlâksız olup olamayacağı tartışması bitmişti. Çünkü Başbakanın “ahlâklı” dediği ahlâksız, “ahlâksız” dediği de ahlâklı olmazdı.

Ama etik başka bir konuydu. Buna ilişkin aldığımız son bilgi ise Başbakanın “Etik”, “Etik değer”, “Etik tutarlılık” sözünü duyar duymaz, hükümeti acilen tek gündemle toplantıya çağırmış olduğudur. Yine güvenilir kaynaklardan aldığımız bilgiye göre, bu toplantıdan “Resmi Etik Kurulu”nun kurulması kararı çıkacaktır.

Anlaşılan Ambaryalıların gelecek günlerin tartışma gündeminde bir de “Resmi Etik”, “Gayri Resmi Etik” yer alacak. 8045 yılı daha ilk aydan Ambaryalılara nur topu gibi yeni bir tartışma konusu getirdi. Darısı diğer Kemeutopya ülkelerinin başına…